İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Neoliberal İktisadi Politikalar Kadın Yoksulluğunu Derinleştiriyor” (Röportaj)

Bu röportaj ilk kez 28 Nisan 2020’de Sivil Sayfalar’da Derya Meryem tarafından yayınlanmıştır.

Dayanışmanın olmadığı durumlarda yoksullaşmanın arttığına dikkat çeken Universus Sosyal Araştırma Merkezi’nden araştırmacı Pınar Eldemir ile ‘’kadın yoksulluğu’’ kavramını hem de akademideki kadınların ekonomik durumlarını tartışmaya açtık. Eldemir, akademi içinde de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğuna değinerek ev içi emeğin eşitsiz dağılımının kadınların akademideki ekonomik durumlarını etkilediğine dikkat çekiyor. 

Derya Meryem

Kadın yoksulluğu nedir?

Bu konuyla ilgili yazılmış elbette pek çok şey var. Belki sayfalarca makale ve kitap bulmak mümkün. Ben bu meseleye aslında neoliberal sistemin kriz içinde olduğu argümanı üzerinden yaklaşmayı tercih ediyorum. Bence kadın yoksulluğu bu sistemdeki ekonomik ve politik krizin toplumsal cinsiyet ekseninde ortaya çıkardığı yoksulluk biçimidir. Kadın yoksulluğunu da tarif ederken kaynaklara erişim konusundaki engellere dikkat çekmek bence önemli. Çünkü çalışma hayatına erişimdeki engeller kadın yoksulluğunu diğer yoksulluk biçimlerinden ayıran özelliklerden birisi. Üretim araçlarına erişim konusunda yaşanan kısıtlar kadın yoksulluğunu daha da derinleştiriyor. 

Kadın yoksulluğunu, yoksullaşmasını ne arttırır?

Dayanışmanın olmadığı her yer ve hatta her kişi kadın yoksulluğunu artırır. Buraya bir taş atar. Elbette kadın yoksulluğunun artmasının başka sebepleri de var ama dayanışacak kimsenin olmadığı hissi, yalnızlık hissi harekete geçememe halini tetikliyor bir miktar. Madden baktığımızda ise aslında devletin neoliberal iktisadi politikalarının da kadın yoksulluğunu daha da derinleştirdiğini düşünüyorum. 

Mesela erkek yoksullaşması diye bir ibare bir tanım yok. Neden kadın yoksullaşması burada temel bir cinsiyet eşitsizliğine de vurgu mu var, bunu mu anlıyoruz yani?

Aslında yukarıda da söylediğim gibi mesele kaynaklara eşitsiz erişim ve cinsiyete dayalı iş bölümü ile alakalı kadın yoksullaşması dediğimiz husus. Görünmez emek dediğimiz kocaman bir taş var evin ortasında. Ev içi emek konulu tartışmalara baktığımızda da kadın yoksullaşmasının hangi boyutlarda olduğunu görebiliyoruz. Evet, bunları konuşuyoruz çok uzun süredir belki ama konuşuyor olmamız bazı şeylerin çözüldüğü anlamına gelmiyor. Bir de aslında burada şöyle bir durum var, ikili cinsiyet sisteminin ben bir miktar problemli olduğunu, bazı noktaları eksik bıraktığını ve artık başka kavramlarla konuşmamız gerektiğini düşünüyorum ama tabii bu başka bir tartışma. 

Peki bu pandemi sürecinde  kadın örgütleri kadın daha yoksul ulaştığını hatta bu oluşacak krizlerden sonra daha da yoksullaşacağını öngörüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bunu hangi örgütlerin dediğini pek bilemiyorum. Aslında bu noktada kadın örgütlerinin yaptıkları açıklamaları daha detaylı okumak lazım. Argümanlarını nereye dayandırıyorlar, bu konuyu nereden okuyorlar meselesi önemli. Çünkü her birinin durduğu politik nokta çok farklı. Hatta bazısı özellikle politik bir noktada olmadığını söylüyor açıkça. Ancak soruya gelecek olursak ben yoksulluğun zaten giderek arttığını ve artacağını düşünüyorum. Bunun sebebi doğrudan pandemi değil bence. Pandeminin tabi ki etkisi var. Sonuçta çalışma biçimleri değişiyor, emeğin formu dönüşüyor. Ancak ben burada kapitalizmin kendi krizinin bu yoksulluğu artıracağı düşüncesindeyim. 

‘’Mücadele Yolu Yoksulluğu Sesli Biçimde Söyleyebilmekle Başlıyor ‘’

Bu soruyu cevaplarken hem pandemi öncesini hem de pandemiden sonrasını istersen ayrı ayrı istersen birlikte değerlendirebilirsiniz. Yoksullukla nasıl mücadele edeceğiz ya da bireyler mi  yoksullukla mücadele etmeliler? Yoksulluğu önlemede kadın yoksulluğu önlemede kim ne yapmalı? Kime ne düşüyor? 

Yoksullukla mücadele etmenin yolu yoksulluğu sesli biçimde söyleyebilmekle başlıyor bence. Bunun yanı sıra dayanışma ekonomilerinin de güçlenmesi gerektiği ve alternatiflere dönülmesi gerektiğini düşünüyorum. Pandemi öncesi ve sonrası diye ayırırsak aslında kapanan pek çok küçük ve orta ölçekli işletmelerde çalışan kişilerin ciddi bir krize girdiğini görüyoruz. Pek çok kişi işsiz kaldı, kalıyor ve kalmaya da devam edecek gibi gözüküyor. Burada ne yapmak lazım? Bence alternatif ve dayanışmaya güvenmek ve bunun araçlarını üretmek lazım. Sorumluluk kolektif hareket etme alışkanlığını tekrar edebilmekten geliyor bence. Dolayısıyla kadın yoksulluğunu önlemenin tek bir sorumlusu yok. Bu işte hep beraberiz. 

Çalışma alanınız akademi. Akademide kadınların ekonomik yaşamları hakkında ne düşünüyorsunuz? Akademide “ekonomik ” anlamda kadın erkek eşitsizliğine dair veri var mıdır? 

Akademide kadınların ekonomik yaşamları dediğimiz mesele aslında epeyce derin ve üzerinde farklı farklı noktalardan durulabilecek bir mesele. Ancak bunun Türkiye’deki toplumsal cinsiyete dayalı yoksulluktan ayrı olduğunu düşünmüyorum. En nihayetinde akademi dediğimiz yer içinde üniversiteleri ve bunun dışındaki kurumsal bilgi üretim yerlerini barındıran ve toplumsal/ekonomik ilişkilerin yeniden üretildiği bir yer. Dolayısıyla toplumdaki eşitsizlik burada da kendini gösteriyor. Peki burada farklı olan nedir diye soracak olursan kesinlikle geleneksel cinsiyetçi iş bölümüne değinmemiz gerekebilir. Ev içi emeğin kamusal alandaki yani üniversitelerdeki çalışmaların önüne geçebildiği bir noktayı görüyoruz burada. Kör kalmış bir nokta ama bu var olmadığı anlamına gelmiyor.

Bunu paylaş

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Show Buttons
Hide Buttons