İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Feminizm 101: Postkolonyal Feminizm Nedir? – (Çeviri)

Bu yazı Gabriella Kamran tarafından 18 Nisan 2017 tarihinde FEM’de yayınlanmıştır.

Avrupa-Amerika merceğinden baktığımız zaman, “Doğu’daki” kadınlar genellikle “geriye dönük” kalmış dini ve ataerkil yapıların kurbanları olarak algılanıyor, durumlarının ciddiyeti hakkında çaresiz ve aydınlanmamış görülüyor. Avrupa-Amerika dışındaki bu kadınların liberal kültürlerde gururla kucaklanan sözde uygar “eşitlik”, “haklar” ve “laiklik” gibi şeylere umutsuzca ihtiyaç duydukları zannediliyor.

Postkolonyal feminizm sömürgeciliğe, emperyalizme ve Avrupa-Amerika feministlerinin kız kardeşliğe atfettiği anlama bir tepki olarak doğmuştur- ki bu da Avrupa-Amerika değerlerinin diğer kültürlere empoze edilmesinin bir yoludur. Postkolonyal feminizm hegemonik Avrupa-Amerika feminizmindeki bu gibi sorunlu düşünce çerçevelerine getirilen bir müdahaledir. Teori Avrupa-Amerika feministlerinin kendi yaşamlarında karşılaştıkları baskı biçimlerini evrenselleştirme eğilimine direnir ve bu eğilimin çeşitli ulusal, etnik ve dini geçmişlerden gelen kadınların toplumsal cinsiyetlerini deneyimleme bicilerindeki önemli farklılıkları göz ardı eder.

Postkolonyal feminizm bize “eşitliğin” diyelim ki ABD’deki beyaz, orta sınıf bir kadın ile İran’daki Müslüman bir kadın için farklı göründüğünü hatırlatıyor ve evrensel baskı fikrini reddediyor. Eğer Avrupa-Amerika tipi feminist hareketler cinsiyetler arasındaki ücret farkına, ev içi emeğin ödenmemiş olmasına veya pornografinin insanlık dışı yönlerine odaklanırsa, bu baskı biçimleri ve sonraki direnişler Avrupa dışındaki kadınlar için mutlaka yararlı olmayabilir. Bu sebeple, postkolonyal feminizm tartışmanın olduğu ülkenin toplumsal, siyasal ve tarihsel bağlamına bağlı olarak, cinsiyet eşitliğinin neye benzediği konusunda Avrupa-Amerika odaklı düşüncenin ötesine geçecektir. Buradan hareketle, postkolonyal feminizmin kesişimsel feminist düşüncenin bir dalı olduğunu söyleyebiliriz. Postkolonyal feminist bakış açısı Avrupa-Amerika odaklı emperyalizminin ve küresel kapitalizmin “Doğu” ülkelerindeki verdiği zarara ve bunun sonucunda da kendileri dışındaki kadınların uğradığı şiddetlere dikkat çekiyor.

Postkolonyal feminizm beyaz Avrupa-Amerika’nın kendileri dışındaki kadınları “kurtarma” girişimlerinin benzer bir eleştirisini sunar ve bu genellikle “beyazların kurtarıcılık kompleksi” olarak adlandırılır. Bu kompleks “Doğu” topraklarının sömürgeleştirilmesini, yani “barbarların” eğitilmesi veya anadillerinin Amerikanlaşması için tarihsel mantığı problemli bir şekilde oynar. Postkolonyal feministler feminizmin Avrupa-Amerika tarafından dayatılması yerine bölgesel bilgiden yerel olarak ortaya çıkması gerektiğine inanır.

Beyazların kurtarıcılık kompleksi Bush yönetiminin Afganistan konusunda yaptığı gibi sözde geri kalmış bir rejim tarafından ezilen “üçüncü dünya kadınının” aracılığıyla bu politikacılar tarafından onlardan olmayan ülkelerde savaş ve işgalin gerekçesi olarak kullanılıyor.

Avrupa-Amerika ülkelerinin dışındaki kadınların yaşadığı “baskının” sansasyonel bir sembol olarak uygun bir peçe olduğunu söyleyebiliriz. Suudi Arabistan ve İran’da bu kültürlerdeki kadınlar arasında zorunlu örtünmenin ataerkil etkileri hakkında detaylı tartışmalara yer olmasına rağmen başörtüsünün doğal olarak baskı unsuru olduğu veya eşitsizlikle bağdaşmadığını söylemek problemlidir. Örneğin, İslami feministler tanrıya daha yakın ve güçlü hissetmenin bir yolu olarak tevazuu da kapsayan bir eşitlik için çabalıyorlar.

Postkolonyal feminizm cinsiyetçiliğin, ırkçılığın, kapitalizmin ve emperyalizmin tümünün sonuçlarını sonlandırmaya çalışan çeşitli temel feminist düşünceleri benimser. Bize “kız kardeşlik” birleşik cephesinin feminizmin ruhundaki dayanışma ve kadınlığı oluşturan küresel deneyimlerin çokluğuna dair farkındalıktan daha azı olduğunu hatırlatıyor.

Bunu paylaş

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Show Buttons
Hide Buttons