İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Romantize edilmiş karantina sağlığa zararlıdır!

“Senin yandığından daha fazla yanan insanları duymuyorsan eğer

Nasıl olacağız arkadaş

Böyle avuç kadar üstümüzde borcu kalır

Ve iyimser bir gül açar parklara”

Gazapizm, Unutulacak Dünler

Bu yazı 4 Nisan 2020 tarihinde Universus’ta yayınlanmıştır.

Bir şeyi romantize ettiğimizde hiçbir zaman fark edemediğimiz bir çukura giriyoruz. Girdikçe giriyoruz. Derinleştikçe o çukurda kayboluyoruz. Elbette kişisel iyi oluşlar çok önemli. Elbette kendi içimize dönmek lazım. Ancak ben böyle deli bir çağı bir tek kendimin yaşamadığının farkındayım. Dolayısıyla, olan hiçbir şeyin de bir tek benim canımı yakmadığını biliyorum ve bir biçimde canı daha çok yanan insanların var olduğunun bilincindeyim. Peki bu canı daha çok yanan insanlar kim? Böyle bir can yanışın sebebi ne olabilir? Bu yazıda size bunlardan bahsetmek istiyorum. Çünkü bence fiziksel olarak mesafeleri sağlasak da ellerimizi binlerce kez yıkasak da temizlememiz gereken bazı alışkanlıklar olduğunu ve bu alışkanlıkların da toplumsal cinsiyet temelli, sınıfsal, kültürel ve politik bir zemine oturtulması gerektiği kanaatindeyim. Ancak bu biçimde romantize edilmişliğin üstesinden gelerek bazı şeyleri değiştirip dönüştürebiliriz. 

Salgın sınıfsal bir meseledir. Günlerdir herkes yazıp çiziyor: “Evde kal” gibi sloganlar aslında toplumun belli kesimlerini kapsayamayabilir. Neden? Çünkü insanlar çalışmak zorunda. Markette çalışmak zorunda, hastanede çalışmak zorunda, güvenlik görevlisi belki, belki bakkalda çalışıyor. Kazandığı para ile geçinip geçinemeyeceği meçhul. Romantize edilmiş karantina tam da burada, sınıfsal bu uçurumu derinleştiriyor. O yüzden de tehlikeli. 

Salgın aynı zamanda ve aslen toplumsal cinsiyet ile ilişkilidir. Çünkü ev içi şiddet. Çünkü ev içi emek. Çünkü cinsel kimliği ile özgürce yaşayamayan kişilerin hane içinde hissettikleri gerilim. Bunların hepsi şunu anlatıyor; bazı evlerin içi çok da güvenli değil. Temiz olan yerlerin güvensiz olabileceğini öğreniyoruz burada. 

Salgın hem kültürel ve hem de politik bir mesele. Çünkü bu hızlı akıp giden zamanın akışkanlığından çok, bu akışta kaybolmamak adına yapmaya çalıştıklarımız bizi savuruyor. Bunun kültürle ve politikayla ilişkisini ise neyi, ne zaman, nerede, ne kadar tükettiğimiz ve neden bunu yapmayı tercih ettiğimiz üzerinden kurabiliriz diye düşünüyorum. Ancak burada odaklandığım mesele ne, nerede, ne kadar ve neden soruları değil, tüketim vurgusu. Bu vurgu salgının neden kültürel ve politik bir yanı olduğunu anlatıyor.  Günlerdir ne kadar çok liste dolaştı, ne kadar çok “verimli olalım” konuşmaları yapıldı. Ancak hiçbirimiz ne hissediyoruz konuşmadık sanıyorum. Ben kendi adıma dengede kalmaya çalışıyorum. “Üretken olmazsak ölürüz” hastalığını da duymamaya çalışıyorum. Bazen korkuyorum ancak bu korkuyu kabul etmek, konuşmak ve paylaşmak da korkuyu minicik ediyor. Durduğumuz yerden yapabileceğimiz şey ahkam kesmemek yani işin aslı. 

Peki, romantize edilmiş karantina nedir? Neden sağlığa zararlıdır?Romantize edilmiş karantina böyle bir küresel salgının Türkiye gibi bir ülke için ne anlama geldiğini anlamayı reddederek, kişinin, bulunduğu konumu kendi koşulları üzerinden kurduğu melankolik bir konumlanıştır. Sağlığa zararlıdır çünkü kör eder. Dünyaya, topluma, çevreye, hayata ve kişinin kendisine kör eder. Tüm bu körlük de değiştirme/dönüştürme becerisini kısıtlar, yok eder. Sonuç olarak şansa yaşıyor oluruz. Hareketlenmenin, fark etmenin ve cesaret etmenin ne kadar önemli olduğunu düşündüğüm bu süreçte bu sözleri evimden söylüyorum, Universus. Yani güvenli olan ve değiştirebilmeye izin verilen yer. Hatta düzelteyim, güvenli olan ve değiştirmenin ısrar edildiği yer. Yani anlamlı bir birada olma hali. Yani ev.

Bunu paylaş

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Show Buttons
Hide Buttons